Kalabalık, hala en eski ikna aracı
Beyin kısa vadede hızlı adapte oluyor. Uzun vadede neredeyse hiç. David Eagleman Canlı Devre'de bunu uzun uzun anlatıyor, kitabı da ayrıca öneririm. Özet olarak: iki bin sene önceki halimizden çok uzakta değiliz. Arada egzajere bir uçurum oluşmadı, sadece kıyafet değiştirdik.
Bunun çok basit ama çok sinir bozucu bir sonucu var. Çevresinde yüz kişi olan adama, çevresinde on kişi olan adamdan daha çok inanıyoruz. Söylediği şey aynı olsa bile. Kalabalık bir sebeple orada toplanmıştır diye düşünüyoruz ve o sebebi sorgulamadan riayet ediyoruz. Hepimiz yapıyoruz bunu, istisnası yok.
Kalabalığın ortasındaki adamın iki adı vardı
Binlerce sene önce bir insanın çevresinde ciddi bir kalabalık varsa, o insan kendini iki title'dan biriyle tanımlıyordu. Ya peygamber ya hükümdar. Yani çevrende o kadar insan toplandıysa sen artık "birisi" olmuyordun, doğrudan dini ya da siyasi bir kategoriye geçiyordun. Etki, ikiye bölünmüş vaziyetteydi.
Sanayi devriminden sonra liste uzadı. Devlet başkanı, fabrikatör, girişimci, sanayici. Sonra medya kanalları genişledi ve tanınırlık sadece parayla değil, ortaya konan işle de ölçülmeye başladı. Filmler, diziler, şarkılar. Mecra küçüldükçe, avucumuza sığdıkça, çevresine insan toplayabilecek kişi sayısı katlanarak arttı.
Bugünkü influencer mantığının iskeleti tam olarak bu. Yeni bir şey icat etmedik, sadece giriş bariyerini yerin dibine indirdik.
Fark şurada: eskiden hükümdar sayısı iki elin parmağını geçmezken, şimdi Instagram'da şöyle bir kaydırdığında yüzlercesiyle karşılaşıyorsun. İnsanlık tarihinde ilk kez, tırnak içinde kanaat önderi ya da muhatap alınacak kişi sayısı bizim algımızın kapasitesini aştı. Beyin hala "kalabalığın ortasındaki adama inan" diyor ama artık ortada yüzlerce kalabalık ve yüzlerce adam var.
2013 değil, 2016 hiç değil
Influencer marketing, Vine'ın uçtuğu 2013'teki gibi değil. Influencer'ların gerçekten influencer olduğu, ağızlarından çıkan tek kelimenin ciddi tesir yarattığı 2016'daki gibi hiç değil. Üstünden on sene geçti.
O dönemde "ben bunu kullanıyorum, siz de kullanın" ya da "şunu keşfettim, müthiş değil mi" yeterliydi. Artık değil. Şimdi içeriğin çok daha zekice kurulması, takipçi sayısından bağımsız olarak karşıdakinin zekasını yücelten bir yerden konuşması gerekiyor. Influencer'lar kalabalığa seslenirken eskisinden çok daha hassas olmak zorunda.
İki sebebi var.
Birincisi, yukarıda yazdığım şey. Arz patladı.
İkincisi, insanların "bu da bozdu" deme süresi ciddi manada kısaldı. Eskiden "oğlum bak git" ya da "artis mi, artis ne arar la bazarda" gibi bir video altı ay yedi ay yaşıyordu. Üstüne cümleler kuruluyor, filmler çekiliyordu. Şimdi viral olmuş bir kelime üç gün dört gün yaşıyor. Ya da hiç yaşamıyor, yerine anında yenisi geliyor. Bu sirkülasyonun içinde tutunmak ve kendini hatırlatmak başlı başına bir iş haline geldi.
Peki nüans nerede değişecek
Makro influencer'ın hala tesiri var, kalabalığa seslenmek için hala işe yarıyor. Ama asıl kıymetli olan yer aşağıya kaydı. Mikro, nano ve hatta hiç influencer olmayan insanlar. Ayşe, Fatma, Hayri, Ahmet, Mehmet, Ali, Veli. Bu kişilerin yorumları, görüşleri, bir konu hakkındaki deneyimleri ve o deneyimi içerikleştirme refleksleri.
Çünkü artık kimse 10 milyon takipçili bir kızın hangi fondöteni seçtiğine bakmıyor. 16 yaşındaki bir kız, yine 16 yaşındaki bir kızın hangi fondöteni seçtiğine ve neden seçtiğine bakıyor. Kendini eşleştirebildiği için. Çok basit bir psikolojik mantık ama sektörün yarısı hala burayı ıskalıyor.
Sektör ne yapmalı
Her zamankinden daha kreatif olmak zorunda. Ama bu, birinin evine PR kit'le iki kişi yollamak değil.
Ürünün daha akıllıca tanıtılması, gelen feedback'in daha akıllıca yorumlanması, bir sonraki kampanyanın da o feedback'le güçlendirilerek kurulması. Yani kendini bir feedback collector, bir mıknatıs haline getirmek. Başka bir çözüm yok. Gerçekten yok.
AI herkesin işini alıyorken influencer'ların işini almayacak diyemeyiz.
İçerik üretmek her zamankinden daha kolay. İçeriğini izletmek her zamankinden daha zor.
Kalabalıkların çevrelediği insanın söylediği cümle, kalabalıkları etkilemeye hala daha yatkın. Değişen tek şey, o kalabalığın artık kaça satıldığını biliyor olmamız.